|
|

BESİN DUYARLILIĞI
Türkiye'de beslenme kaynaklı sorunlar gün geçtikçe artmaktadır. Çünkü sağlıksız koşullarda üretilen ve uzun süre bekletilmiş gıdalar (et gibi - hormonlu ve fermente olmuş gıdalar) insanlara sunulmakta ve bunun yanı sıra 2007 – 2008 yılları arasında gerçekleştirilmiş çalışmalar da göstermiştir ki, Türkiye’de her yıl binlerce kişi yetersiz ya da dengesiz beslenme sonrası birçok sağlık sorunu ile karşı karşıya kalmaktadır.
Yine bir süredir gündemde olan ve çok araştırılan Gıda Duyarlılığı da beslenme kaynaklı sorunlardan biridir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya nüfusunun yarısında Gıda Duyarlılığı bulunmakta ve buna bağlı olarak obezite, IBS (irritable bağırsak sendromu), hipertansiyon, astım, kronik yorgunluk, depresyon, egzama, çil ve deri döküntüleri, şiddetli mide-barsak problemleri gibi birçok hastalıktan ve şikayetten yakınmaktadır (Dünya Sağlık Örgütü, 2006).
Vücut bağışıklık sistemi çok önemlidir. Bakteri, virüs, mantar ve parazitlerin yol açabileceği enfeksiyonların oluşmasını engeller. Fakat yediğimiz herhangi bir gıda vücudu olumsuz olarak etkiliyor ise durum farklıdır: O zaman vücut, yabancı madde olarak gördüğü gıdaya karşı savunma sistemini harekete geçirir. Gıdalara karşı vücudun vermiş olduğu olumsuz yanıt normalde zararsız olarak bildiğimiz gıdalar tüketildiğinde dahi meydana gelebilir. Bu olumsuz bağışıklık sistemi yanıtı 2 şekilde değerlendirilebilir: Gıda Duyarlılığı (İntoleransı) ve Gıda Alerjisi. Gıda Duyarlılığı ile besin alerjisi sıklıkla birbiriyle karıştırılmaktadır. Gıda duyarlılığına, alerjiye oranla daha sık rastlanmaktadır. Besin Duyarlılığına bağlı oluşan rahatsızlıklar bazen alerjiye bağlı oluşan rahatsızlık ve semptomlara benzemenin yanında, alerjiden farklı olarak bazen saatler hatta günler sonra ortaya çıkabilmektedir.
Gıda Alerjisinde, gıda tüketildikten hemen sonra bağışıklık sistemi yanıtı oluşmasının yanı sıra yanıt IgE antikorlarına bağlıdır. Kişiler çoğu zaman kendileri teşhis koyabilirler. Örneğin çileğe karşı alerjiniz söz konusu ise çilek yer yemez şiddetli öksürük, deride kızarıklık, kaşıntı gibi belirtiler ortaya çıkabilir ve siz çilekten kaynaklandığını teşhis edebilirsiniz. Ancak Gıda Duyarlılığında yanıt bu şekilde oluşmamaktadır. Gıda Duyarlılığı, bir başka terimle Gecikmiş Tip 3 Alerji, IgG antikorlarına bağlı olarak savunma sisteminin oluşturmuş olduğu bir yanıttır; çoğunlukla semptom ve şikayetler alerjiye göre daha uzun sürelerde görülmektedir. Bu sebeple kişiler problemin yedikleri gıdaların hangisinden kaynaklandığını bulmakta zorlanırlar.
Eski yöntemlerle, gıda duyarlılığına bağlı olarak genellikle hangi besinin kişide semptom ve birtakım şikayetlere sebep olduğunu besinleri tek tek deneyerek bulmaya çalışılırdı. Fakat birden çok besin veya besin kombinasyonu problem yaratıyorsa bu besinleri bulmak imkansızlaşır ve hayat boyunca nedeni anlaşılamayan rahatsızlıklar, şikayetler yaşamak zorunda kalınırdı. Artık yeni nesil Gıda Duyarlılık testleri ile birçok besine karşı Spesifik IgG tayini ile duyarlılık olduğu saptanabilmekte. Ardından kişiye özel hazırlanan sonuç raporlarına göre bir diyetisyen tarafından önerilen eliminasyon ve / veya rotasyon diyeti ile şikayet ve semptomların azaldığı, hatta gözle görülür gelişmeler olduğu saptanmaktadır.
CRS ANALİZ SİSTEMİ
CRS analiz sistemi, non - invaziv olarak dünya çapında ilk kez hücresel metabolizmanın düzen ve uyumunu gösteren bir ölçüm cihazıdır. Bu kişisel değerlendirmeye göre sağlık sorunları tanımlanabilmekte ve yaşamsal önem taşıyan mikro besin öğelerindeki eksiklikler ortaya çıkarılabilmektedir. Bu şekilde beslenme ve egzersiz programınızı belirleyebilir, besleyici değeri yüksek gıdalarla beslenmenizi geliştirebilirsiniz.
CRS med ölçümü, hastaların güncel sağlık durumunun takibini sağlayan sonuçlar verir:
ü Metabolik asidozdan korunma
ü İmmun direnç
ü Metabolik düzenleme
ü Fiziksel durum
ü Oksidatif stresten korunma
ü Mental stres kapasitesi
ü Enfeksiyon belirtilerinden korunma
ü Bağ doku durumu
ü İnflamatuvar etkilerin düzenlenmesi
ü Hücre yenilenme süreçleri
ü Hücre redüksiyon durumu
ü Genel performans kapasitesi
ü Mikronütrient gereksinimleri
Ayrıca 14 farklı indikatör ile bunların işleyişi ve düzenlenmesine dair sonuçlar da ölçülebilmektedir (örneğin biyosentez faaliyeti, bağışıklık sisteminin fonksiyonları veya redox potansiyelinin düzenlenmesi).
CRS analiz sistemi, bireyin sağ ya da sol elinde cihaz üzerinde yapılan optik bir ölçümdür. Endojen metabolik maddelerin otofloresanını temel alır. Bireyin sağlık durumunu gösteren birçok grafiksel sunum sayesinde tekrar edilen ölçümlerde kolay terapi takibi sağlamaktadır.
CRS sistemi, derideki epidermis ve dermiste bulunan metabolik maddelerin büyük çoğunluğunun otofloresansını ölçer (Ör: ATP, triptofan, NADH, NADPH vb). Floresans teşhisleri tıpta sıkça kullanılmaktadır. Örneğin kötü huylu hücre mutasyonlarının erken teşhisi gibi... CRS sistemi yaklaşık 12 yıldan beri geliştirilmekte olan RSA metaduna dayanmaktadır. Hastalığın durumuna göre CRS ve RSA arasındaki korelasyon %85’tir.
CRS analiz sistemi, oksidatif stresten korunmak için hızlı ve basit aynı zamanda spesifik bilgiler sunmaktadır. CRS sisteminin vermiş olduğu ayrıntılı sonuçları tıbbi olarak yorumlamak hücresel metabolizmadaki düzensizliklerin belirlenmesinde büyük ölçüde fayda sağlar. Değerlerdeki düzensizlikler ve bozukluklar bunda büyük etkendir. Tekrar yapılan ölçümler ile metabolizmanın çalışması ve tedavinin seyri kolayca izlenebilir, bunun sonucunda da ihtiyaçlar izlenebilir. İlaç tedavisi, diyet ya da egzersiz gibi uygulamaların tedaviye etkileri kolayca gözlemlenebilir.
CRS sistemi CE 0535 belgeli, Avrupa Standartlarında bir cihazdır. Güvenilir ve emniyetli ölçümler ile düzenli takip sağlanarak vücudun haber verici olma özelliği ile sağlıklı bir gelecek sağlanabilir. Ölçüm sonuçları teşhis ve tedavi için güvenilir veriler elde etmeyi sağlamaktadır.